İstanbul Sohbet

İstanbul Sohbet

Istanbul da mısın? Gel Sohbet Edelim.

Sen’misin İstanbul’un gerçek sahibi, yoksa ben mi? Yoksa İstanbul mu hepimizin geçici mabedi? Çok zor bir şehir, azizim… En çok zor olan nedir İstanbul’da sence? Kaybolanı bulmak mı, yoksa kaybolamamak mı? Mesela ben çok şey kaybettim! En çok da kendimden… İstanbul’da bir şeyleri kaybedersen, aramaya hiç gerek yok… Arayınca en çok da artıkları bulursun anılarından… En çok ama en çok *”vay be!”*leri! Bir zamanlar “mişti”, “mişti”leri, “mıştı”lar… Önde kalan boşluğa herkesin yazacak bir şeyleri vardır… Sevmiştik mesela biz… Nokta, nokta, nokta…

Her neyse, boşverelim günlük takıntıları, olayları… Biraz hayatımızın monoton, sıkıcı yanlarını bertaraf edelim. Haydi gelin bakalım, İstanbul sohbet odası açılmış. Stresimizi atalım, dertleşelim, biraz konuşalım. Sen anlat, ben dinleyeyim; ben anlatayım, sen dinle. Birbirimize çekinmeden, ağır sözler söyleyelim ama öylelden… Kendini sakla, beni de sorma; boşver kimim. Maksat muhabbet… Maksat İstanbul’u da konuşalım; seni de, beni de, bizi de…

Anlaşmak filan bir kenara… Sevgili ya da arkadaş aramıyorum. Seni de bilmem… Maksat muhabbet, dediğim gibi, sadece sohbet.

Istanbul da Kaybolma, Seni Bulurum.

Eyvallah! Şimdi İstanbul’da kaybolan bir zaman diliminden bahsediyoruz, ama kaybolmak da aslında bir buluş, değil mi? Birçok insan, aslında kaybolduklarını düşünürken, en çok kendilerini buluyorlar, İstanbul’da bir köşe başında ya da bir martı sesiyle. Kendi kayboluşumda belki en çok sesini duydum, hani o ne olduğunu anlamadığın ama hep var olduğunu bildiğin bir sesi. O martıların, belki boğazdan gelen o soğuk rüzgarın sesi… İnsanın kaybolması, bir nevi İstanbul’a yeniden doğması gibi.

Bu şehirde kaybolan sadece insanlar değil, anılar da kayboluyor. Hatırlıyor musun, o zamanlar bir kahve içtiğimiz, bir yürüyüşe çıktığımız yerleri? Belki hatırlayamıyorsun, belki de hatırlamak istemiyorsun… İstanbul’a dair hatırladığın her şey bir tür “vay be”li geçmişe dönüşüyor. Bazen geçmişin ne kadar hızlı geçip gittiğini fark ediyorsun; hani sanki bir dakikada geçti de, bir ömür geçmiş gibi… Neyse, belki de her şeyin çok hızlı olması, İstanbul’un içinde kaybolmaya değer bir şeyler bulmamıza engel oluyordur.

Ama bazen öyle bir anda gelir ki, İstanbul’da bir köşe başına gelirsin, ve birden o anı yakalarsın. O anı kaybetmemek için ne yaparsın? Bir kağıda yazıp, cebine mi koyarsın? Yoksa bir süreliğine o anı sadece içinde mi saklarsın? Bunu bilmek zor, İstanbul’da her şeyin içi içe geçmişken.

Bazen de dediklerin gibi, maksat muhabbet. Hani, başka bir şey yok, sadece konuşmak. Ama bazen bu konuşmalar, bildiğin gibi, çok daha derin olur. İnsanın içindeki kaybolmuş her şey, bir kelimeyle gün yüzüne çıkar, bir bakışla, bir tebessümle…

O zaman İstanbul sadece yaşadığın yer değil

İstanbul’da yaşamak, sadece fiziksel bir varlık göstermek değil, aynı zamanda bir tür içsel dönüşüm de. Her ne kadar kalabalıklar içinde kaybolmuş gibi hissetsen de, her köşe başı aslında seni bir adım daha ileriye götürüyor. Mesela, o ilk göz göze geldiğin anlar vardır ya, seninle hiç ilgisi olmayan birinin yüzüne bakarsın ve birden bir şey hissedersin. O yüz, belki yıllardır sokakta yürüyen bir yabancı, ama bir an için sanki seninle aynı havayı soluyor. İstanbul böyle bir yer. Kimseye ait olmadan hepimizin olduğu bir yer. Ne sen ona, ne de o sana tam olarak ait olabiliyor. Belki de bu yüzden, şehirde bir anlamda hiç kimse “tam” olamıyor. Çünkü herkesin içinde bir eksiklik var, bir boşluk var ki, onu doldurmak da mümkün değil. Ama işte o boşluk, bir yerde, bir sokakta, bir kafede, seni sen yapan şeyleri keşfetmene olanak tanıyor.

Herkes burada bir şeyler arar ama çoğu zaman bulmaz. Ama belki de bulmak değil, aramakta kalmak asıl mesele. Ne zaman İstanbul’a gelirsen, bir parça daha eksik ama bir parça daha tamamlanmış hissedersin. Bu şehirde bir şeyleri kaybetmek, aslında bir şeylerin yerini değiştirmek gibi. Belki bir insanı, belki bir hatırayı. O kayıplar da bir nevi kazançtır aslında; her kayıp, bir şeyleri daha yakınlaştırır. Yavaş yavaş, o kaybolan parçalar zamanla bir bütün oluşturur ve sen de İstanbul’da bir adım daha atmış olursun. O yüzden belki de burada kaybolmamak değil, kaybolduğunda, kaybolmanın da seni geliştireceğini kabul etmek önemli. O zaman İstanbul sadece yaşadığın yer değil, seni büyüten bir öğretmen olur.

Yazar: Adem46

Görüntüleme: 70 defa

Kategori: Sohbet Odaları

Yayınlanma Tarihi: 20 Kasım 2025

Cevap bırakın